Tesadüf değil ,erkek terörü !

    Kadınlarımız ,  hemcinslerimiz .
Dövülen itilen kakılan ,harcanan , hiçbir zaman kıymeti bilinmeyen ,en sonunda vahşice katledilen kadınlarımız ..
  Çocuklarımız , canımızın en tatlı yeri , en acıyan ,en kıymetli yanımız . Gözünün içine baka baka büyüttüklerimiz ,üzerine titrediklerimiz ..ve en sonunda ya ensest bir vakaya yada aç bir büyüğünün istismarına kurban gidenlerimiz .
 Gün geçmiyor ki , haberlerde ,yeni bir kadın cinayeti , yeni bir çocuk istismarı ,tecavüz yada dayak vakası okumayalım .Başlığı gördükten sonra , devamını getiremiyorum çoğu zaman bu tür haberlerin .Mideme tekme yemişim gibi bir acı çörekleniyor çünkü .Yutkunuyorum sadece .Artık kız yada erkek ayrımı yok .Çocukların hepsi mağdur .Ve öyle ki , kendinden acize yönelen , savunmasız olanı kendine kurban seçen ,sadece fiziki olarak güçlü olduğu için , kendine her şeyi hak gören , ve bu zihniyeti bilinçaltına iyice yerleştirmiş ,kafasının içi lağım çukuru gibi pislik dolu çoğunluk giderek artmakta ..
  3,5 , 9 ,10 ..Yaşı kaç olursa olsun .Bir çocuğa şehvet duymak ne kadar aşağılayıcı ,ne kadar çirkin ,ne kadar mide bulandırıcı ..Öğretmenin öğrencisine ,babasının kızına ,amcasının yeğenine , daha neleri vardır halıların altına süpürülüp üzeri kapatılan bilinmez ..
O kadar aç ki bu kafası yapısı bozuk  güruh .
Yaşı ,eğitimi , medeni durumu hiçbir hali farketmeden nefsini sadece ihtirasa , sadece sapıklığa köle ediyor.
Aşkına karşılık bulamayan da çekip vuruyor karşısındaki kadını ..Çalışıp eve para getirmiyor diye de bıçaklıyor bir diğeri . Kimi 5 yaşındaki çocuğa tecavüz edip öldürüp atar ,kimi tacizlerine ,tehditlerle devam eder .Kimi evlatlar yurtlarda tacize uğrar , kimisi kendi sülalesinde..

Zaten herkes de silah .Bireysel silahlanma tavan.İşine gelmeyen gibi davrananı ,çek vur .Nede olsa iyi halden ,ya serbest yargılanır yada 2 yıl ceza alır daha sonra elini kolunu sallaya sallaya çıkarsın meydanlara .
 Belli mi olur belki ,duruşma salonunda kravat takar cezası hafifler .Çünkü kadın canı ,kadın bedeni ,herşeyden daha önemsiz bizim ülkemizde.
Yada bir çocuğu tecavüz eder , zihinsel engelli yada sağlıklı  ! Ama olsun , nede olsa her şekilde mağdur suçludur ! ya rızası vardır ,ya teşvik etmiştir belki de 4 yaşındaki çocuk açık giyinerek tahrik etmiştir akıl yoksunu herifleri . 

Kadınsan , doğumundan itibaren hep göz hapsindesin  bu amipsi güruhun.Daha anne karnında başlıyor başkalığımız.Netice de kız sıfatı ile doğuyorsun ya çocukluktan başlayıp ,ergenlikte tavan yapıyor vücudunu saran delici bakışlar .Sonra saklamaya başlıyorsun kendini . Sakınmaya ..
Hadi çocukken anne baba korumaya çalışıyor çocukları ..Ya büyüdükce ?ya çevresinden, ya kendi yakınından nasıl koruyacak ? 

Birkaç gün öncesinde haberlerde tırnaklarımı kemirerek izledim.İki kızını öldüren babayı ..
Bir kadının ,bir annenin ciğerini sök al daha az kanar canı ..
Hadi kadından intikam alıyorsun , katlettiklerin  seninde kanın değil mi be adam !

Nasıl koruycaz , kadınlarımızı çocuklarımızı bilemiyorum .ben iki küçük çocuk annesi olarak herşeyden herkezden işkillenir oldum .
Asansörde yabancı birinin kızımın başını okşamasını yada eğiliğ sevip öpmesini istemiyorum ,bebek arabasındaki oğlumu birinin eğilip öpmesini yada yanaklarından makas alınmasını istemiyorum .çünkü onlara ne maksatla dokunduklarını bilemiyorum ?

Toplum yapısı o kadar bozuldu ki , o kadar oynanıyor ki algılarımızla .sanki bizim tek amacımız evlenme ,tek sorunumuz evlilik yaşı ,tek derdimiz kadınları toplumda aşağıya çekmek , sosyal hayatın gerisinde tutmak gibi dayatılıyor . Bir Allah ‘ın ,kulu da çıkıp uğraşmayın kadınlarımızla kızlarımızla demiyor .Aksine  bu kafadakiler her gün çıkıp televizyonlarda gazetelerde avaz avaz bağırıyor ,ve her geçen gün acayip hızlı şekilde çoğalıyorlar.Her yıl  katledilen ,istismara uğrayan , tecavüz edilen kadın ve çocuk sayısı bir önceki yıla nazaran yüzde yetmişlere varan artış gösteriyor maalesef !! 

İstatistik verileri gerçekten korkunç.Böyle bir durumda ,nasıl aydınlık bir gelecek bekleyecek çocuklarımızı bizleri bilmiyorum ve  ben tünelin sonunu pek aydınlık görmüyorum. 

Çekin artık pis nefislerinizi , gözümüzün nuru çocuklarımızdan ..biz onlara dokunmaya kıyamazken siz nasıl akıl almaz şekilde ,  bin bir istismara maruz bırakıyorsunuz ..
Çekin pis ellerinizi , kötü bakışlarınızı kadınlarımızdan , kızlarımızdan ..Sizi bir kadın doğurdu ? Sizi bir kadın tamamlıyor ?? Farkında mısınız ?

Reklamlar

Az olan çoktur !

    Şimdi yazacaklarıma , orta yaş bunalımı mı dersiniz ? , yoksa minimalist yaşam felsefesini anlamış mı dersiniz tercih sizin .. Malum 35’e merdiven dayadık artık ..
   Son zamanlarda kalabalık olan , karmaşık olan herşey ,ama herşey beni yormaya başladı.Evde ki fazla eşyalar ,gardıroptaki fazla kıyafetler , mutfaktaki fazla tabak çanak . Ve hatta çok fazla sosyal medya bile..Ne gereksiz nesneler varmış elimde . Zaten etrafınızdaki nesneler size gereksiz görünmeye başladığında, işte orada minimalizm düşüncesi giriyor devreye kanımca.
İnanın gardıroptaki ,aşırı yahut neon renkli kıyafetler bile beni yormaya boğmaya başladı diyebilirim .Hepsini biranda tabi ki değiştiremem ..Ama yavaş yavaş başladım değiştirmeye .sadeleştirmeye. Daha az ve öz fikrinin ana teması .Minimalizm fikrini benimsedim açıkcası.Azla yetinmek , sadeliğin sukünetinin tadını çıkarmak amacım .
Günümüz dünyası bizleri daha mutlu olmak için bir şeyleri daha fazla satın almaya yönlendiriyor.Ne kadar çok satın alırsak o kadar çok mutlu olacağız algısı yerleştiyor bilinçaltına..
Oysa minimalist bir yaşamı benimsediğimizde,ne kadar gereksiz ihtiyaçlarımız olduğunun farkına varıyoruz belki de .”Az olan çoktur “terimi de çok fazla karşıma çıkmaya son zamanlarda.Sonra okudukça gördükçe baktım ki , benim istediğim minamalist yaşama uyan terim bu ..

  Gardıropdan başladım önce..Nasıl bir kafayla, hangi psikoloji ile aldığımı bilmediğim onlarca kıyafeti eledim .Dağıttım ..Bu durum her ne kadar koca kişisi ile annem tarafından ,” yenilerine yer açma “olarak algılansa da ..İşin aslı öyle değil..Daha az eşya lazım dolapta .Daha soft ,daha sade renkler.Birkaç parça ile bütünleştirip kombin yapabileceğim esas unsurlu sade kıyafetler seçtim ..İnanırmısınız desenli olan kıyafetler bile bazen gözüme yorucu geliyor .Onlara yatırdığım kucak dolusu paralar da çabası tabii. Oysa minimalist bir yaşamı benimseyip , hayatıma entegre etmeyi başarabilirsem hızlıca değişen stillere para harcamak yerine daha çok gezebilirim mesela ..(Sanki moda ikonuyum gibi ,sanki yeni sezon kreasyonların akımı ben belirliyor muşum gibi oldu bu cümlede amaa..) Bu işin maddi boyutu .. Birde tabii nesne kalabalığı boyutu varr ..Eskilerin deyimi ile ,az olsun öz olsun kafası işte.
  Odamı sadeleştirdim ..Kullanmadığım eşyalarımı kaldırdım .Mesela yarım kalan kitaplarımı kaldırdım .Zamanını bulduğumda tekrardan yeniden başlayacağı m.

 Niçin para verip aldığıma hala kocamla kendimin inanamadığı o gümüşlükleri de en yakın zamanda elimden çıkarmayı planlıyorum .
  Zaten genel anlamda tıkış kakış eşya dolu bir evim yok ama , yine bazıları da gereksiz bence .
S  adece kitaplarıma ve kocamla ikimizin güçlerimizi birleştirerek oluşturduğumuz dvd arşivine kıyamıyorum .Onları da bir gün hayal ettiğim gibi bir evimiz olursa hayal ettiğimiz yerde , bodrum katı okuma odası yaparız diye saklıyoruz ..
   Eşyalardan sonra , zamanı da doğru değerlendirmek kaygım.Zaman kavramını da minimalist düzeyde harcamaya başlamalıyım .Neye ne kadar zaman harcayır isem , iş den arta kalan zamanda tabi..Çünkü malum iki bebe ile zamanı yönetmek oldukça güç .. .
  Sosyal medya kullanımı azaltmak da var bu süreçte pek tabii , birde özde olmayan insan ilişkileri .
   Ve ;dolayısıyla, daha minimal bir yaşam sürmek, zihnimi ve enerjimi eşyaların ve nesnelerin sömürmesine izin vermeden , daha faydalı şeyler için harcamama yardımcı olacaktır diye düşünüyorum .İlk etapta, caydırıcı ve zorlayıcı gibi görünse de, faydalarının çok daha fazla olacağı kanatindeyim.
Hadi bakalım , yeni yaşam felsefemiz .RASTGELE .

 

Aşıklar Şehri Paris..

Aşıklar şehri denilince akla gelen bir kaç şehirden biridir Paris. Dümdüz sokakları , inanılmaz bir metro ağı ile gerçekten güzel bir şehir.

Şimdi size paris ile ilgili klişe tarih bilgileri sıralayamayacağım.Tarih bilgimin pek iyi olduğunu da iddia etmiyorum çünkü .

Biz paris gezimizi 2014 yılında gerçekleştirdik .( Pek tabii o zamanlar Euro 3,20-TL civarı , an itibari ile 4.50-TL’lerde …)
Vardır ya bizde bir deyim , yediğin içtiğin senin olsun ,gezdiklerini anlat diye .
Bende bu defa söz dinliyor ve , gezdiğim yerleri yazıyorum işte Paris’te. Hatırladığım ve not aldıklarım kadarı ile ..

 İlk Rota tabi ki Eyfel : Eyfel Kulesi , Paris ‘in klasikleşen sembolü.Dünya üzerinde kime sorarsanız sorun , Paris denilince ilk akla Eyfel gelir . Kimine göre Eyfel ilgi çekici bir o kadarda romantizm oluşturan bir simge olsa da , kimisine göre bir demir yığınından ibaret .Bana kalırsa gece ve gündüzde farklı bir ambiyansa bürünüyor Eyfel .Hele ki , akşam hava karardıktan sonra gece saat 01.00’e kadar, her saat başı 5 dakika boyunca göz kırpan yıldızlar şeklinde aydınlatılıyor yaa ,işte o an Paris tam anlamıyla muhteşem gözüküyor .Farklı bir surete bürünüyor ..
Eyfel Kulesi , 324 metre yükseklikte, 1889 Evrensel Sergisi için geçici bir süreliğine yapılmış olsa da günümüzde yalnız Paris’in değil ,dünyanın en ünlü ikonik yapılarından biri.
Üzerinde 3 adet seyir platformu var . Eğer gücünüz kuvvetiniz yerindeyse ikinci kata kadar merdivenle çıkmak çok eğlenceli. Kendinizi tamamen kulenin bir parçası gibi hissediyorsunuz.

Üçüncü kata, yani en üst kata ise ikinci kattan asansörle çıkmak zorundasınız. Bilet alırken sadece ikinci kata kadar çıkmayı seçebilir ya da ikinci ve üçüncü katlar için kombine bilet alabilirsiniz. Sadece ikinci kat bileti aldıktan sonra yukarı çıkınca, fikir değiştirip üçüncü kata da çıkmak isterseniz merak etmeyin, ikinci katta ayrı bir bilet gişesi daha var.

Bizler İlk Platforma çıkışta çok zorlanmadık ama , ikinci platforma tırmanırken nefes nefese kaldık . Ama Platforma ulaştığımızda şehrin nefese kesen siluetini görünce yorgunluk falan hak getire. Etrafınıza şöyle bir bakıp , derin bir ohh çekiyorsunuz o manzara karşısında ..Gündüz de muhakkak çok güzeldir ama , gece muhakkak çıkıp görün Eyfel den Paris’i ..
Eyfel e çıkmanın en sevimsiz yanı ise bilet kuyrguğu sanırım .. Avrupa seyahati konusunda biraz daha tecrübeli olsaydık belki biletimizi önceden olnline olarak alabilirdik..

1912099_511397332316069_691067332_o
Gündüz Vakti Eyfel !
1966273_511399428982526_166266292_o
Eyfel’in gece ışıklandırılmış hali .Her saat başı gelin misali yıldızlar akıyor tepesinden aşağıya .

İkinci Rota : Avenue des Champs -Elysess .. namı diğer ;Şanzelize caddesi …
Paris seyahatiniz boyunca illaki bir kez yolunuz düşecektir bu caddeye .Zaten Paris’te pek çok yol buraya çıkar diyorlar ..

Moda konusunda öncü olan şehrin en prestijli alışveriş caddesi burası.
Şanzelize caddesi 2 km. 70 metre uzunluğunda ve bence Paris e ayrı bir hava katıyor .En lüks markalardan normal markalara kadar , eğelence yerlerinden yeme içmeye kadar pek çok farklı sektörü barındırıyor .Gündüz gezmesi son derece keyifli olan bu güzel cadde akşam ayrı bir havaya bürünür ve gezmesi oldukça keyiflidir. Büyük bir itina ile yerleştirilmiş birbirinden güzel ve estetik sokak lambalarını görmek cazip  olacaktır.Şanzelize caddesi Napoleon’un emri ile yapılan Zafer tagı  (Zafer anıtı ) ile ,  başlıyor ve Concorde meydanı ile son buluyor .

10003626_511399145649221_728780792_o
Champs-Elysees..Nam-ı diğer Şanzelize de bi Yeter !

CONCORDE MEYADANI : Concorde Meydanı, Paris’in en büyük ve ünlü meydanıdır. Tuileries Bahçeleri ile Şanzelize Caddesi arasında yer alır. Kral XV. Louis’in emriyle yapılan meydan 8 hektardan büyük olup sekizgen yapıdadır.

1921009_511399052315897_50968474_o
Concorde Meydanı na en çok yakışan aşıklar..

Üçüncü Rota Notre Dame Katedrali ; Başta Paris olmak üzere Fransa’nın en önemli dini yapısıdır. Notre Dame’ın esas kapısının önünde yer alan “Orta Yol”, “Kilometre sıfır” olarak geçer ve burası şehrin merkezi olarak kabul edilir. Bu yönüyle katedral coğrafi olarak da öneme sahiptir

1980107_511398145649321_1925107507_o
Notre Dame Katedrali .
1891459_511399085649227_408558804_o
Place du Tertre ..(Ressamlar tepesi )..Sanatın Sokağa taşmış hali ..
1660512_511398732315929_1903366520_n
Sacre Coure Kilisesi.

Dördüncü Rota : Louvre Müzesi

Louvre Müzesi yalnızca Paris’in değil, dünyanın en büyük müzelerinden biridir. Sanat ile aranız iyi olsun olmasın bu müze, Paris gezisi boyunca mutlaka ziyaret edilmesi gereken noktalardan biridir. Louvre içindeki sanat eserleri ilginizi çekmiyor olsa bile müzeyi mutlaka Paris gezilecek yerler listesinde üst sıralara kaydedin. Müzeyi her yıl ortalama 10 Milyon kişi ziyaret ediyor . Müzede 35.000’e yakın önemli eser sergilenmekte.Ve hatta kimilerine göre , müzeyi tam anlamıyla gezmek için 365 günün yetersiz olduğudur.

1796824_511401068982362_890803171_o
Louvre Müzesi

Mona Lisa Tablosu: Dünyanın bu en ünlü resmini yerinde görmek heyecan verici tabiki  Leonardo Da Vinci’nin bu ustalık eseri 1503-1506 yılları arasında tamamlanmıştır. Mona Lisa’nın gizemli gülümsemesi ve renk tonları arasındaki geçiş eserin öne çıkan önemli ayrıntıları. Mona Lisa Tablosu, Louvre Müzesi’nde tek bir duvarda aslı duran tek tablodur. Tablo kurşungeçirmez bir camın ardında sergileniyor. Bu arada müze giriş ücreti kişi başı 12 Euro ..

1655462_511401012315701_76118957_o
Mona Lisa kollarını kavuşturmuş beni bekliyor du ..konu goygoy olunca kadınların hepsi aynı ..

Beşinci Rota :  Disneyland
Yaşınız kaç olursa olsun Disneyland’a kesinlikle gidin . Disneyland çocukluğumuzda da izlediğimiz çizgi filmlerin karakterlerinin canlandığı harika bir park.Giriş ücreti biraz pahalı olsa da , verdiğinize değer. İnsan kendini kaybediyor orada .Nereye hangi oyuncağa bakıp ,hangisine bineceğine karar veremiyor .Kesinlikle 1 tam günü ayırmalısınız buraya .  Henüz çocuk sahibi değilken gitmiştik Disneyland ‘a .Ama koca kişisi ile şöyle dedik birbirimize “birgün çocuğumuz olursa burayı muhakkak görmeli , Bizler bu yaşımızda ,Disneyland dan bu kadar keyif alıyorsak , çocuklar mutluluktan çıldırır.”Şimdi minnakların biraz büyümesi lazım ki , hatıralarında  kalsın bu muazzam yer .. Disneyland Şehir merkezine 32 km uzaklıkta yer alıyor ve trenle ulaşmak oldukça kolay . Özellikle çocuklu aileler Disneyland’ı gezilecek yerler listesine kesinlikle eklemeli.

Paris de ulaşım kesinlikle çok kolay .Elinize metro haritasını alın , yola koyulun .Metro haritasını elinize alınca bu ne yaa falan diyorsunuz ilk etapta ..Şehrin altında , bi şehir daha var hissiyatına kapıldım ben metro içerisinde. Metro seferleri ile şehrin her yanına ulaşım mümkün . Hele ki bizim gibi şehir dışı otellerde konakladıysanız .

Paris ile ilgili yazılan ,çizilin, tonlarca, makale ,yazı ,blog vardır .Paris büyük bir metropol ve harika bir şehir ..Hayatınızın hangi döneminde olursanız olsun bir kez olsun gidip görmeli ve bu şehri yaşamalısınız ..

Ve Paris yazımı bitirirken , vize konusunda sonsuz bir özveri ile çalışan ,alanında uzman Vizefix firmasına teşekkürü borç bilirim .Sizde alanında 12 yılı aşkın süredir hizmet  veren bu firmanın avantajlarından yararlanmak ve en hızlı şekilde vize başvuru sonucuna ulaşmak için http://www.vizefix.com adresini ziyaret edebilirsiniz .

Senin annen de mi , işe gitti küçük balık ? !

      Çalışan bi anneyseniz , çocuklarınız tarafından maruz kaldığınız psikolojik baskı öyle bi yük oluyor ki ,kulağınıza çalınan her cümlede , acaba neyi eksik yapıyorum diye kendinizi sorguluyorsunuz ??

      Kadın yaratılışı gereği duygusaldır .Bende yok denilmicek kadar duygusalım işte. Ama gel görki, iş çocuk olunca işler değişiyor .Her çocukla birlikte bir anne doğduğundan mütevellit , ve ayrıca anne + anne pozisyonunda bulunduğumdam duygusallık tavan yapıyor çoğu zaman.

     Çoğu beyazyakalıya nazaran daha geç başlıyorum ben çalışmaya .Saat :10:00”a doğru geliyorum kürkçü dükkanıma Her sabah baba kişisi ile dönüşümlü olarak bırakıyoruz çocukları ,bakıcıya ve ananeye ..Ama ne hikmetse benim , İbrahim Ege için kullandığım süt izni ,her sabah Başak Eva için harcanıyor ..İnanın bebeler ,bazen büründüğüm ruh durumunu anlayabilse ,küçük ben niye küçük oldum diye ,büyük de ben neden büyük oldum, erken doğdum diye ağlar .

      Size , ne kadar koşturma bir hayatımız olduğundan , baba kişisi ile iki kelam edemediğimizden , ev iş çocuk koşturma üçgeninde yorgunluktan geberdiğimizden dem vurmuycam tabiki .Sadece bu koşturmaca içersinde bizimle birlikte bu kapitalist düzene uymaya çalışan bebelerden bahsedicem 3 5 satır.

     Öncelikle , her halükarda erken kalkmak zorunda bebeler. .Kreşe gidiyor olsun , bakıcıya gidiyor olsun ,ananeye gidiyor olsun .(tabii 5:45 de biri ,6:15 de biri zıplamazsa )..
Başak Eva yı yastığından ayırmak , ortalama 20 dakikamı alıyor..Evden çıkmak ve tuvalet keyfini saymıyorum bile
Sabah kalkıp kahvaltı hazırlayamadığımdam alalecele nesfit yiyoruz kızımla .

    .Bakıcıya gidene kadar ,bin tane şey dinliyorum .Hayretler içerisinde, şaşkınlıkla ,ama bi o kadar menmuniyetle anlamaya çalışıyorum ..
onun hayal dünyasını anlamanız için ,onun gibi bakmanız lazım hayata tabii..kirlenmeden safça masumane ..ama en acısı “ANNE SEN İŞE GİDİYORSUN YA ,BEN SENİ SEVMİYORUM “

    Sonrasında zaten onu bakıcıya yada ananeye bırakmak bir işkence ..Ayaklarıma sarılıyor ki , anne gitme diye .Evet ağlayın çalışan anneler ,ağlayın diye yazıyorum bunu zaten ..

    Ben akşama kadar bu psikolojiyi kafamda yok etmeye çalışırken , akşam eve gidiyorum ki , başka bir vukuat ..Salata yaparken güya bana yardım ediyor Başak Eva .Dolaptan limon veriyor .bu arada ne desene beğenirsiniz ..”küçük limon senin annende mi işe gitti “??

   Kafama hangi taşlara vurayım benn ..

   Geçtiğimiz pazar günü de küçük hanım , akvaryumda balıkları seyretmek istedi kahvaltıdan sonra ..Cümleler aynen şöyle ..”küçük balık senin de kardeşin var mı ,
hımm .onun adı İbrahim Ege mi ??
Ananenin yanındamı senin kardeşinde ?
Senin annen nerde küçük balık
hımm…senin annen de mi işe gitti..
İntihar sebebi ….
Bana tercihlerimi sorgulatmayın beni ağlatmayın gari bebeler…Yavrumun artık ne kadar bilinçaltına işlediyse annesinin işe gitmesi , bütün nesnelerin annesi işe gitti sanıyor ..

Orta Yaş Halleri

İnsan daha mı bir farkında oluyor yaşadıklarının otuzunda ,sonra bilemiyorum ama..

Bende öyle oldu diyebilirim .

Değerlerim önceliklerim , karakterim tam oturdu belki ..Ne istediğimi biliyorum net olarak, ne istemediğimide.!

Bir kadın olarak orta yaş halleri nasıl mı ?? Şöyleki ;

Kadının tam değer kazandığı ve tam anlamıyla büyüdüğü yaş ,otuzuna ve belki otuzundan birkaç sene sonrasına tekabül eder .

Otuzunu devirmiş kadın için evet de, hayır da anlam kazanır .Evetininde de hayırınında arkasında durur.

Aslında Kim ne derse desin , otuzundan sonra kadın olur tam anlamıyla. Yolunu çizmiştir , artık kendisi. Kariyer hayatında uçmasa da , dip de de değildir. Ama rotası bellidir. Yirmili yaşların başındaki , ikilemleri yaşamaz .

Özel hayatının çalkantılı duraklarını geçer otuza doğru ,” doğru insana giderken” .

Büyümüştür artık , o kaprisli kız çocukları otuza kadar .Gereksiz tripler atmaz size. Bir erkeğe severse dağ olur, dayanak olur .Sevmezse yol verir. Acabalarla ,belkilerle ömür tüketmez .

Otuzunu aşmış kadın sizi ,kadın arkadaşlarıyla rahatlıkla tanıştıracak kadar kendine güvenir. Daha genç bir kadın, en iyi arkadaşını bile görmezlikten gelebilir, yanındaki adama güvenmediği için..

Hayatına ekstradan birilerini almak istemez arkadaş olarak , dost ise zaten 30 a kadar yer edinmiştir hayatında.Arkadaş ve zaten dost ile aynı kulvarda yarışamaz bile ..

Olgunlaşır kadın 30 dan sonra.Beklemeyi öğrenir sabretmeyi de .Çoğu zaman rahat olmayı , zamane deyimiyle takmamayı öğrenir .

Çocuk sahibi olur olmaz , kendine kalmış herkesin tabii .Ama toplumumuzda süre gelen , mahalle baskısı ile ortalama evlenme yaşı otuza yakın . Bit tabii ,evlenir evlenmez çocuk baskısı ..Sanki evlenmenin yegane temeli çocuk yapmakmış gibi..

Anne olmak çok yakışıyor bir kadına orası ayrı tabii..

Bana kalırsa kişi otuzundan sonra evlenmeli ,doğrusu bu bence.seçimleri de daha doğru olur , kararları da daha net . Tecrübe etmiş olur hayatı bir nebze .Yaş yetmiş de olsa ,tecrübe edinilecek deneyimler bitmez orası ayrı bir yazı konusu ..

Otuzu devirmiş bir kadın , size 5 dakika arayla ne düşündüğünüzü sormaz ..sizi anlamaya çalışır .ve anlar .kadınlar cin gibidir azizim .Bakmayın duygusal zekaları yüksek diye ,ahmak da değiller hani.

Otuzunu devirmiş kadın ,hayatına aldığı erkeğin arkasına toplar bilfill..manen ve aynı zamanda fiziken tabii..kıyafet seçimini kadınına bırakan ,erkekler tanıyorum ,laf meclisten dışarı ,çünkü bizim evde yok bu tarzda biri :))) ..

Büyür kadın .Evrilir , değişir .Para yönetimini de bilir ,hesabını kitabınıda . . Sezgilerine güvenin kadınların azizim , boşyere vesveve yapmaz çoğu.

Otuzuna kadar , harcar , yer içer gezer kadın , sonra bir bakarsınız otuzdan sonra , tutumlu kadın olup çıkıverir karşınıza .

Güçlüdür otuzu devirmiş kadınlar . Dik durmayı öğretir hayat onlara . Gerektiğinde sonuna kadar mücadele etmeyi ,gerektiğinde arkasına bakmadan çekip gitmeyi bilirler.

Bakmayın yazımın kadına yönelik olduğuna ,feminist bir blogger değilim .Sadece son günlerde aklımda hep dirilen iki cümle teşvik etti beni bu satırları yazmaya ,

” bana bir yirmi yaşım lazım , birde şimdiki aklım ..”

…DÜŞELİM YOLLARA , BİR HAYALİN PEŞİNDE…

Kıralım kafayı kuralları , ve tabii rotayıda ..
Hadi düşelim yollara benim çok daha iyisini hak eden kendim.. İnelim Güneye ,Ege ye gidelim ..Akdenize gidelimm.Seçenekler belli .Çevirelim dümeni .Herşey bir hayal ile başlamaz mı zaten .??
Açık adres belli ..Bahçesinde çiçek açan, toprağa çıplak ayakla basılan bir yer..Toğrağa dokunduğun bir yer ..
Düş yollara sevgili kendim.. Hak ettiğin hayat “bir ev, bir işyeri, bir avm kahvesi” olmamalı ..

Düş yollara sevgili kendim ..Yolu bulacaksın…
Orta halli bir sahil kasabası paklar bizi !
Minimalist bir hayat tamamlar ..
Büyükşehir kafasından kurtulalım evelallah ..
Büyükşehir insanı o kadar alışıktır ki , her dakikayı , her günü tıka basa doldurmaya , trafik olur diye her dışarı çıkışında en az 1 saat erken çıkmaya , eve gelip sadece yemek yiyip , çocuklar uyusun diye gözünün içine bakıp sonra sızmaya .Arkadaşlarınla buluşabilmek için bazen saatlerce yol gitmeye, pazara gidip marketten daha kötü sebze almaya, taksicilerle kavga etmeye, trafikte arabanın sağ koltuğunda uyumaya, kitap okuyacak vakit bulamamaya.
Zaman içinde de bu alıştığınız şeyler hiç gözüme batmamaya başlıyor Büyükşehir de 2,5 yıl yaşayıp ,5 yıl gibi yaşlanıyoruz farkında olmadan .

Ben , çocuğuma para karşılığı oyun arkadaşı aramaktan ,
Çocuklarımın hava şartlarından 8 ayda evde tıkalı kalmasından ,
Avm’ye girerken bile kuyruk beklemekten,
Otoparklarda arabaya yer aramakta ,
Trafikten, toplu ulaşımın kalabalığından,
Üst üste evlerden, binalardan,
Kaldırımlarda park etmiş arabalardan ötürü rahat rahat yürüyememekten ,
Nefes alacak ,küçücük bir yeşil alan bile olmamasından;
Su görmek istediğde 30 km yol gitmekten , gidiş dönüş 60 km demek .yol demek trafik demek ..
Tüm bunların oluşturduğu insanların genel siniriyle uğraşmaktan;
Tüm bunların insanlara getirdiği genel tahammülsüzlüğe hoşgörüyle yaklaşmaktan;sıkıldım..

Hepinizin hayali değil mi deniz kenarındaki evinizin bahçesinde domates yetiştirmek?Hepinizin hayali değil mi emekli olup bir sahil kasabasına yerleşmek..

Bu kadar zor olmamalı gitmek. En azından denemek istiyorum emekli olmadan önce de küçük bir sahil kasabası.. neden olmasın ??

Hadi düşelim yollara ..kurtulalım bu hayatın keşmekeşinden..

Sabahları dinlediğimiz ulusal radyoda , E 5 , Eskişehir yolu , Anadolu Bulvarı vs güzergahlarının dolu olduğunu, bomboş bir yolda yada bir vespa üzerinde öğrenelim ..
İkinci vitese düşmenin ,trafiğin tıkanması anlamına geldiği sakinlikte kaybolalım..
yıldızları daha iyi görebilelim mesela ..Kirden tozdan dumandan göremediğimiz yıldızları .
İş çıkışı trafikte harcadığımız zamanı , denize karşı bira içerek değerlendirelim mesela .
Saatlerce sıra beklemeyelim resmi kurumlarda ,hastanerlerde ..
Çocuklarımız daha rahat ,daha iyi şartlarda büyütelim ..
Komşularımız olsun , sohbetle sabahladığımız ..
Kendi oruç tutmadığı halde , iftara davet etsin oruç tutanları , kendi alkol almadığı halde ,çilingir sofrası kursun yan komşusuna ..
Enerjimiz bitmeden dönelim ki işten eve , çocuklarımızda mutlu olsun ,onlara da zaman kalsın bizede ..

Markete gitmemiz 10 dakika olsun ,dönüşümüz 1 saat .Boş geçmeyelim esnafı, tanıdıkları ..
Bütün bir yıl , sadece 1 hafta tatil yapmak , 1 hafta cennet gibi bir yerde yaşamak için çabalamayalım .Senede bir hafta cennet modelinden , forever cennet modeline geçelim ..

Bende kalsın ,saklı kalsın yerleşmek istediğim o güzel yerler ..

Hadi bi cesaret güzel kendim ..

İki çocuklu Hayat !

     Bu yazıyı ortalama 20-25 gündür yazmaya çalışıyorum.Bazen hiç bakamadım yüzüne ,bazen de 2 satır yazıp kapadım bilgisayarı.Şimdi ise yazmadan önce Ege yi , emzirdim ve uyudu.Başak Eva ya 20 dakika masal anlattım ve uyudu.İkisinin de aynı anda uykuda olduğu ender vakitlerden biri.VaLla çok mutluyum şuan .Uyku süreleri uzarsa gidip kontrol ediyorum bende herkes gibi . Ben bu yazıyı toparlamaya çalışırken , sanmayın ki evimiz dört dörtlük nur-u pak ! Her yer oyuncak ,her yer dağınık , asılacak çamaşırlar bi tarafta .Yarın kısa bir seyahate çıkıyoruz ne valiz topladım ne de bir şeye bakabildim .Bir kahve yaptım ve yazayım dedim .
      Anne olmak ne zor bir iş arkadaş .Bitmeyen mesai gibi .7 * 24 dinamik ve ayakta olman gerekiyor.Çocukların yaşları ilerledikçe de, Zamanın oyunlarını, masallarını, çizgi film kahramanlarını öğrenmen gerekiyor .Başak Eva biraz daha büyüdüğünde muhtemelen benim o , uydurduğum masalların hiçbirine inanmayacak ve hiçbirini beğenmeyecek .Diyorum ya hepsi uyduruk .Yeminle şu çocukları ile aktivite yapan annelere de hayranım .Bunu da söylemeden edemiycem .Eva yı bağlasam , en büyük etkinliğimiz 10 dakika.,Bana formülünü söyleyin lütfen ,aktivite yapan anneler. Nasıl beceriyorsunuz bunu ?? O Bebeler nasıl dakikalarca aynı oyuna adapte olabiliyor ? Sorun bizde mi ? Vallahi yetersizlik ve eşitizlik duygusundan geberecem bu gidişle.
     Yaşayarak öğreniyoruz ki, öyle büyük laflar etmeyeceksin. “İki çocuk arasında en az şu kadar yaş olmalı,birinci çocuk 4 yaşına gelsin , ben o zaman düşünüyorum, planlıyorum.” falan demeyeceksin; sen bu hayallerini yaşarken , planlarını suya düşüren bir kaçak yolcu binmiş vapura, kıyıya yaklaşacağı günü bekliyor. Benim hikayemde ikinci çocuk her zaman düşünülen ; ama zamanlaması yapılmaya çalışılsa da,pek yapılamamış bir çocuk oldu.
       İkinci çocuktan sonra neler mi oldu ?
      Şu konuda hemfikir olalım arkadaşlar , tek çocuk hiç çocuk , 2 çocuk çok çocuk.Varsa bu tezi çürüten süpermom bir anne buyursun gelsin beri , bize göstersin hünerlerini.
     İlk çocukla değişen hayatınız ,İkinci çocukla tamamen tepetaklak oluyor desem abartıyor olmam sanırım . Bir oluşum ,bir değişim,bir tamamlanma süreci bu . İster istemez öncelik bebeklerin oluyor .herşey de ama .Alışveriş de olsun , yemek de olsun , vakit kavramında olsun .Öncelik bebeklerin.Biz koca kişisi ile Başak doğduğundan beri hiç sinemaya gidemedik mesela , artık Ege’den sonra hiç de mümkün gözükmüyor. Bizde maaile sinema salonlarının önünden geçip , afişerlere bakarak iç geçiririz artık.
    Kendine vakit ayırmak ne büyük bir lüks müş arkadaş ? Şu sıralar bunun değerinin çok iyi anladığım doğrudur. Koca kişisi ile , ne bir plan yapabiliyoruz nede muhabbet edebiliyoruz .Çünkü Başak Eva hemen konuşmaya müdahil olmak istiyor ki ,sonunda kendimizi yerde yuvarlarlanır yada at olmuş buluyoruz .Yada ben Ev anın evine misafirliğe gidip orada numaradan kahve içiyor , baba kişisi de Ege yi oyalamaya calışıyor .Evde iki çocuk ve ikisi de küçük yapcak bişey yok .
     Evimiz her daim dağınık , duvarlarımız ressam Başak hanımın ,fırça darbeleri ile şenlenmiş durumda .:P .Ben hiçbir zaman düzen delisi biri olmadım . O yüzden evin dağınık olması beni hiç rahatsız etmez .Ayaklarıma bebelerin oyuncakları batar , bir oyuncağın üzerine oturabilirim ,Başak ın türlü macera denemeleri için kobay olabilirim.Evimiz temiz olsun dağınıklığı dert değil . Mutlu olsun çocuklar .Oyuncakları toplamak yerine , toplamakla vakit geçireceğimi kızımla , çocuk korosu olarak konser veririm yada şimdi olduğu gibi kendime, kendi hayatımdan zaman çalalarım daha iyi .nasıl olsa en geç 10 dakika içinde eviniz eski dağınık haline geri dönecek.Zamane çocuklarının oynama değil dağıtma özelliği ön planda ..

   Hani doğum iznindesin , aman efendim bebeler uyusun ,sende al kahveni , al kitabını uzat ayağını biraz keyif yap mantığı pek tutmuyor.

   Yetersizlik dürtüsü ,eşitsizlik şüphesi ikinci çocuk da tavan yapıyor inanın .
Kıyafet almak istesem ,acaba küçüğüne çok mu aldım, büyük olana da alayım dersiniz. Küçük olana biraz fazla sarılıp öpünce, gideyim büyük olanı da bir sarıp sarmalayayım dersiniz .Zaten siz böyle demeseniz de , oda kıskançlıktan dibinizde bitmiştir çoktan.
Durduk yere acaba , ilkinde acemiydim eksik ilgi göstermiş olabilir miyim ? Yoksa ,ikinciye daha az ilgi göstermek zorunda mı kalıyorum ? İkinciye verimli olamıyor muyum ? Biri uyusa diğer ayakta kalsa , bu defa uyuyana haksızlık mı ettim , gibi binlerce soru acabalarla başlayıp, kendini yetersiz anne ilan etmekle biten , duygu ve düşüncelere kapılır ve sonuç olarak saniyeler içinde , depresif ruh haline bürünürsünüz.
   Sanırım hepimiz ilk annelik heyecanıyla her şeyi mükemmel yapmaya çalışıyoruz ama 2.çocukla birlikte bizde büyüyor , anne olgunluk standartına ulaşıyor ve mükemmel olma sevdasından vazgeçiyoruz. Hata da yapabilirim, yanlış da yapabilirim 4*4 lük olmak zorunda değilim algısı yerleşiyor kafaya. Yani demem o ki, tek çocukla bile büyüdüğümüzü, olgunlaştığımızı düşünürken 2 çocuklu hayatla bir kadının isterse her şeye gücünün yetebileceğini anlıyor insan. Yani en azından bende öyle oldu diyelim . İkinci cocuk daha özgür, daha ortalarda büyüyor. Birinci de titizlendiğiniz ne varsa onlardan vazgeçiyorsunuz çünkü. Çok tuhaf değil mi? Üstelik çok da kısa bir zaman içinde. İnsanın fikirleri ne hızlı değişiyor. ‘Anne olmak bir yolculuk’ ,O yolculukta her gün de büyümeye ,fiziksel olmasa da , zihnen büyümeye devam ediyorsunuz.

Velhasılı kelam ;“İki çocuklu hayat zor mu diyenler ? …Hayır tabi ki zor değil,çünkü çok zor! Yorulmak , yıpranmak ,delirmek , çıldırmak ,bölünmek gibi kelimeler yetersız kalır bence.Direkt huniyi takın kafanıza.Hele bir de yaş aralıkları bizimkiler gibi tamtamına 2 yıl ise. Günlük hayatımız o kadar rutin ki , karbon kağıdı ile çoğaltılabilir cinsten.Gün boyu ortalama 12 * 16 adet arası bez değiştiriyorum , öyle ki bazen küçük adam kaka yaptı mı , dün mü yaptı , yoksa bugün sabahmıydı karıştırıyorum .Her sabah güne 07.30 civarı başlıyoruz.Biri uyusa diğeri ayakta , birinin karnı doyursam , öteki aç .Biri susar, biri ağlar .Küçüğü yatağına bırakırım, büyük kucağıma gelmek ister.Küçük Emmek ister , büyük su ister..Küçük uyur ,büyük oyun ister ..liste uzar uzarrr gider..
Tabiî ki Veryansın etmiycem 2 çocuklu hayattan.Biz iyiyiz böyle .
İkinci hamileliğimi öğrendiğim an kızıma büyük bir haklısız yapacağımı düşünmüştüm. Çünkü o daha küçücük bebekti ve benimle vakit geçirmeye çok ihtiyacı vardı. Hamileliğin özellikle son dönemleri zor olacaktı. Kaldırıp kucağıma alamayacaktım onu. İkinci doğumdan sonra zamanlarım çok bölünecekti, özellikle emzirirken çokça vakit geçireceğimden ona vakit ayıramayacağımdan çok korkmuştum. Birinci ‘henüz çok küçük, yeni bebekle dengesi bozulacak’ diye üzülürken aslında ikinciyi yani ufaklığı ihmal etmişim. İhmal etmek doğru ifade değil belki de; zamanın doğru bölünmesi diyelim. Tüm bu düşünceler benim kafamdaki dünyaymış, o ise çok sanalmış.

Oysa ki anne yüreği esneyebilen bir organ bence, kaç tane çocuğu olursa olsun , onların sevgisine yetecek kadar büyüyebiliyor istinasız…

Hayatıma renk katan varlıklarım ,Kendimi bulmama, anneliğimi anlamama yardımcı olduğunuz için,
bizi tamamladığınız ve aile yaptığınız için ,
Varolduğunuz ve dünyaya gelmek için bizi seçtiğiniz için teşekkür ederim.
Sizinle büyümek çok güzel evlatlar..
Her gün binlerce kez şükrediyorum…