Orta Yaş Halleri

İnsan daha mı bir farkında oluyor yaşadıklarının otuzunda ,sonra bilemiyorum ama..

Bende öyle oldu diyebilirim .

Değerlerim önceliklerim , karakterim tam oturdu belki ..Ne istediğimi biliyorum net olarak, ne istemediğimide.!

Bir kadın olarak orta yaş halleri nasıl mı ?? Şöyleki ;

Kadının tam değer kazandığı ve tam anlamıyla büyüdüğü yaş ,otuzuna ve belki otuzundan birkaç sene sonrasına tekabül eder .

Otuzunu devirmiş kadın için evet de, hayır da anlam kazanır .Evetininde de hayırınında arkasında durur.

Aslında Kim ne derse desin , otuzundan sonra kadın olur tam anlamıyla. Yolunu çizmiştir , artık kendisi. Kariyer hayatında uçmasa da , dip de de değildir. Ama rotası bellidir. Yirmili yaşların başındaki , ikilemleri yaşamaz .

Özel hayatının çalkantılı duraklarını geçer otuza doğru ,” doğru insana giderken” .

Büyümüştür artık , o kaprisli kız çocukları otuza kadar .Gereksiz tripler atmaz size. Bir erkeğe severse dağ olur, dayanak olur .Sevmezse yol verir. Acabalarla ,belkilerle ömür tüketmez .

Otuzunu aşmış kadın sizi ,kadın arkadaşlarıyla rahatlıkla tanıştıracak kadar kendine güvenir. Daha genç bir kadın, en iyi arkadaşını bile görmezlikten gelebilir, yanındaki adama güvenmediği için..

Hayatına ekstradan birilerini almak istemez arkadaş olarak , dost ise zaten 30 a kadar yer edinmiştir hayatında.Arkadaş ve zaten dost ile aynı kulvarda yarışamaz bile ..

Olgunlaşır kadın 30 dan sonra.Beklemeyi öğrenir sabretmeyi de .Çoğu zaman rahat olmayı , zamane deyimiyle takmamayı öğrenir .

Çocuk sahibi olur olmaz , kendine kalmış herkesin tabii .Ama toplumumuzda süre gelen , mahalle baskısı ile ortalama evlenme yaşı otuza yakın . Bit tabii ,evlenir evlenmez çocuk baskısı ..Sanki evlenmenin yegane temeli çocuk yapmakmış gibi..

Anne olmak çok yakışıyor bir kadına orası ayrı tabii..

Bana kalırsa kişi otuzundan sonra evlenmeli ,doğrusu bu bence.seçimleri de daha doğru olur , kararları da daha net . Tecrübe etmiş olur hayatı bir nebze .Yaş yetmiş de olsa ,tecrübe edinilecek deneyimler bitmez orası ayrı bir yazı konusu ..

Otuzu devirmiş bir kadın , size 5 dakika arayla ne düşündüğünüzü sormaz ..sizi anlamaya çalışır .ve anlar .kadınlar cin gibidir azizim .Bakmayın duygusal zekaları yüksek diye ,ahmak da değiller hani.

Otuzunu devirmiş kadın ,hayatına aldığı erkeğin arkasına toplar bilfill..manen ve aynı zamanda fiziken tabii..kıyafet seçimini kadınına bırakan ,erkekler tanıyorum ,laf meclisten dışarı ,çünkü bizim evde yok bu tarzda biri :))) ..

Büyür kadın .Evrilir , değişir .Para yönetimini de bilir ,hesabını kitabınıda . . Sezgilerine güvenin kadınların azizim , boşyere vesveve yapmaz çoğu.

Otuzuna kadar , harcar , yer içer gezer kadın , sonra bir bakarsınız otuzdan sonra , tutumlu kadın olup çıkıverir karşınıza .

Güçlüdür otuzu devirmiş kadınlar . Dik durmayı öğretir hayat onlara . Gerektiğinde sonuna kadar mücadele etmeyi ,gerektiğinde arkasına bakmadan çekip gitmeyi bilirler.

Bakmayın yazımın kadına yönelik olduğuna ,feminist bir blogger değilim .Sadece son günlerde aklımda hep dirilen iki cümle teşvik etti beni bu satırları yazmaya ,

” bana bir yirmi yaşım lazım , birde şimdiki aklım ..”

…DÜŞELİM YOLLARA , BİR HAYALİN PEŞİNDE…

Kıralım kafayı kuralları , ve tabii rotayıda ..
Hadi düşelim yollara benim çok daha iyisini hak eden kendim.. İnelim Güneye ,Ege ye gidelim ..Akdenize gidelimm.Seçenekler belli .Çevirelim dümeni .Herşey bir hayal ile başlamaz mı zaten .??
Açık adres belli ..Bahçesinde çiçek açan, toprağa çıplak ayakla basılan bir yer..Toğrağa dokunduğun bir yer ..
Düş yollara sevgili kendim.. Hak ettiğin hayat “bir ev, bir işyeri, bir avm kahvesi” olmamalı ..

Düş yollara sevgili kendim ..Yolu bulacaksın…
Orta halli bir sahil kasabası paklar bizi !
Minimalist bir hayat tamamlar ..
Büyükşehir kafasından kurtulalım evelallah ..
Büyükşehir insanı o kadar alışıktır ki , her dakikayı , her günü tıka basa doldurmaya , trafik olur diye her dışarı çıkışında en az 1 saat erken çıkmaya , eve gelip sadece yemek yiyip , çocuklar uyusun diye gözünün içine bakıp sonra sızmaya .Arkadaşlarınla buluşabilmek için bazen saatlerce yol gitmeye, pazara gidip marketten daha kötü sebze almaya, taksicilerle kavga etmeye, trafikte arabanın sağ koltuğunda uyumaya, kitap okuyacak vakit bulamamaya.
Zaman içinde de bu alıştığınız şeyler hiç gözüme batmamaya başlıyor Büyükşehir de 2,5 yıl yaşayıp ,5 yıl gibi yaşlanıyoruz farkında olmadan .

Ben , çocuğuma para karşılığı oyun arkadaşı aramaktan ,
Çocuklarımın hava şartlarından 8 ayda evde tıkalı kalmasından ,
Avm’ye girerken bile kuyruk beklemekten,
Otoparklarda arabaya yer aramakta ,
Trafikten, toplu ulaşımın kalabalığından,
Üst üste evlerden, binalardan,
Kaldırımlarda park etmiş arabalardan ötürü rahat rahat yürüyememekten ,
Nefes alacak ,küçücük bir yeşil alan bile olmamasından;
Su görmek istediğde 30 km yol gitmekten , gidiş dönüş 60 km demek .yol demek trafik demek ..
Tüm bunların oluşturduğu insanların genel siniriyle uğraşmaktan;
Tüm bunların insanlara getirdiği genel tahammülsüzlüğe hoşgörüyle yaklaşmaktan;sıkıldım..

Hepinizin hayali değil mi deniz kenarındaki evinizin bahçesinde domates yetiştirmek?Hepinizin hayali değil mi emekli olup bir sahil kasabasına yerleşmek..

Bu kadar zor olmamalı gitmek. En azından denemek istiyorum emekli olmadan önce de küçük bir sahil kasabası.. neden olmasın ??

Hadi düşelim yollara ..kurtulalım bu hayatın keşmekeşinden..

Sabahları dinlediğimiz ulusal radyoda , E 5 , Eskişehir yolu , Anadolu Bulvarı vs güzergahlarının dolu olduğunu, bomboş bir yolda yada bir vespa üzerinde öğrenelim ..
İkinci vitese düşmenin ,trafiğin tıkanması anlamına geldiği sakinlikte kaybolalım..
yıldızları daha iyi görebilelim mesela ..Kirden tozdan dumandan göremediğimiz yıldızları .
İş çıkışı trafikte harcadığımız zamanı , denize karşı bira içerek değerlendirelim mesela .
Saatlerce sıra beklemeyelim resmi kurumlarda ,hastanerlerde ..
Çocuklarımız daha rahat ,daha iyi şartlarda büyütelim ..
Komşularımız olsun , sohbetle sabahladığımız ..
Kendi oruç tutmadığı halde , iftara davet etsin oruç tutanları , kendi alkol almadığı halde ,çilingir sofrası kursun yan komşusuna ..
Enerjimiz bitmeden dönelim ki işten eve , çocuklarımızda mutlu olsun ,onlara da zaman kalsın bizede ..

Markete gitmemiz 10 dakika olsun ,dönüşümüz 1 saat .Boş geçmeyelim esnafı, tanıdıkları ..
Bütün bir yıl , sadece 1 hafta tatil yapmak , 1 hafta cennet gibi bir yerde yaşamak için çabalamayalım .Senede bir hafta cennet modelinden , forever cennet modeline geçelim ..

Bende kalsın ,saklı kalsın yerleşmek istediğim o güzel yerler ..

Hadi bi cesaret güzel kendim ..

İki çocuklu Hayat !

     Bu yazıyı ortalama 20-25 gündür yazmaya çalışıyorum.Bazen hiç bakamadım yüzüne ,bazen de 2 satır yazıp kapadım bilgisayarı.Şimdi ise yazmadan önce Ege yi , emzirdim ve uyudu.Başak Eva ya 20 dakika masal anlattım ve uyudu.İkisinin de aynı anda uykuda olduğu ender vakitlerden biri.VaLla çok mutluyum şuan .Uyku süreleri uzarsa gidip kontrol ediyorum bende herkes gibi . Ben bu yazıyı toparlamaya çalışırken , sanmayın ki evimiz dört dörtlük nur-u pak ! Her yer oyuncak ,her yer dağınık , asılacak çamaşırlar bi tarafta .Yarın kısa bir seyahate çıkıyoruz ne valiz topladım ne de bir şeye bakabildim .Bir kahve yaptım ve yazayım dedim .
      Anne olmak ne zor bir iş arkadaş .Bitmeyen mesai gibi .7 * 24 dinamik ve ayakta olman gerekiyor.Çocukların yaşları ilerledikçe de, Zamanın oyunlarını, masallarını, çizgi film kahramanlarını öğrenmen gerekiyor .Başak Eva biraz daha büyüdüğünde muhtemelen benim o , uydurduğum masalların hiçbirine inanmayacak ve hiçbirini beğenmeyecek .Diyorum ya hepsi uyduruk .Yeminle şu çocukları ile aktivite yapan annelere de hayranım .Bunu da söylemeden edemiycem .Eva yı bağlasam , en büyük etkinliğimiz 10 dakika.,Bana formülünü söyleyin lütfen ,aktivite yapan anneler. Nasıl beceriyorsunuz bunu ?? O Bebeler nasıl dakikalarca aynı oyuna adapte olabiliyor ? Sorun bizde mi ? Vallahi yetersizlik ve eşitizlik duygusundan geberecem bu gidişle.
     Yaşayarak öğreniyoruz ki, öyle büyük laflar etmeyeceksin. “İki çocuk arasında en az şu kadar yaş olmalı,birinci çocuk 4 yaşına gelsin , ben o zaman düşünüyorum, planlıyorum.” falan demeyeceksin; sen bu hayallerini yaşarken , planlarını suya düşüren bir kaçak yolcu binmiş vapura, kıyıya yaklaşacağı günü bekliyor. Benim hikayemde ikinci çocuk her zaman düşünülen ; ama zamanlaması yapılmaya çalışılsa da,pek yapılamamış bir çocuk oldu.
       İkinci çocuktan sonra neler mi oldu ?
      Şu konuda hemfikir olalım arkadaşlar , tek çocuk hiç çocuk , 2 çocuk çok çocuk.Varsa bu tezi çürüten süpermom bir anne buyursun gelsin beri , bize göstersin hünerlerini.
     İlk çocukla değişen hayatınız ,İkinci çocukla tamamen tepetaklak oluyor desem abartıyor olmam sanırım . Bir oluşum ,bir değişim,bir tamamlanma süreci bu . İster istemez öncelik bebeklerin oluyor .herşey de ama .Alışveriş de olsun , yemek de olsun , vakit kavramında olsun .Öncelik bebeklerin.Biz koca kişisi ile Başak doğduğundan beri hiç sinemaya gidemedik mesela , artık Ege’den sonra hiç de mümkün gözükmüyor. Bizde maaile sinema salonlarının önünden geçip , afişerlere bakarak iç geçiririz artık.
    Kendine vakit ayırmak ne büyük bir lüks müş arkadaş ? Şu sıralar bunun değerinin çok iyi anladığım doğrudur. Koca kişisi ile , ne bir plan yapabiliyoruz nede muhabbet edebiliyoruz .Çünkü Başak Eva hemen konuşmaya müdahil olmak istiyor ki ,sonunda kendimizi yerde yuvarlarlanır yada at olmuş buluyoruz .Yada ben Ev anın evine misafirliğe gidip orada numaradan kahve içiyor , baba kişisi de Ege yi oyalamaya calışıyor .Evde iki çocuk ve ikisi de küçük yapcak bişey yok .
     Evimiz her daim dağınık , duvarlarımız ressam Başak hanımın ,fırça darbeleri ile şenlenmiş durumda .:P .Ben hiçbir zaman düzen delisi biri olmadım . O yüzden evin dağınık olması beni hiç rahatsız etmez .Ayaklarıma bebelerin oyuncakları batar , bir oyuncağın üzerine oturabilirim ,Başak ın türlü macera denemeleri için kobay olabilirim.Evimiz temiz olsun dağınıklığı dert değil . Mutlu olsun çocuklar .Oyuncakları toplamak yerine , toplamakla vakit geçireceğimi kızımla , çocuk korosu olarak konser veririm yada şimdi olduğu gibi kendime, kendi hayatımdan zaman çalalarım daha iyi .nasıl olsa en geç 10 dakika içinde eviniz eski dağınık haline geri dönecek.Zamane çocuklarının oynama değil dağıtma özelliği ön planda ..

   Hani doğum iznindesin , aman efendim bebeler uyusun ,sende al kahveni , al kitabını uzat ayağını biraz keyif yap mantığı pek tutmuyor.

   Yetersizlik dürtüsü ,eşitsizlik şüphesi ikinci çocuk da tavan yapıyor inanın .
Kıyafet almak istesem ,acaba küçüğüne çok mu aldım, büyük olana da alayım dersiniz. Küçük olana biraz fazla sarılıp öpünce, gideyim büyük olanı da bir sarıp sarmalayayım dersiniz .Zaten siz böyle demeseniz de , oda kıskançlıktan dibinizde bitmiştir çoktan.
Durduk yere acaba , ilkinde acemiydim eksik ilgi göstermiş olabilir miyim ? Yoksa ,ikinciye daha az ilgi göstermek zorunda mı kalıyorum ? İkinciye verimli olamıyor muyum ? Biri uyusa diğer ayakta kalsa , bu defa uyuyana haksızlık mı ettim , gibi binlerce soru acabalarla başlayıp, kendini yetersiz anne ilan etmekle biten , duygu ve düşüncelere kapılır ve sonuç olarak saniyeler içinde , depresif ruh haline bürünürsünüz.
   Sanırım hepimiz ilk annelik heyecanıyla her şeyi mükemmel yapmaya çalışıyoruz ama 2.çocukla birlikte bizde büyüyor , anne olgunluk standartına ulaşıyor ve mükemmel olma sevdasından vazgeçiyoruz. Hata da yapabilirim, yanlış da yapabilirim 4*4 lük olmak zorunda değilim algısı yerleşiyor kafaya. Yani demem o ki, tek çocukla bile büyüdüğümüzü, olgunlaştığımızı düşünürken 2 çocuklu hayatla bir kadının isterse her şeye gücünün yetebileceğini anlıyor insan. Yani en azından bende öyle oldu diyelim . İkinci cocuk daha özgür, daha ortalarda büyüyor. Birinci de titizlendiğiniz ne varsa onlardan vazgeçiyorsunuz çünkü. Çok tuhaf değil mi? Üstelik çok da kısa bir zaman içinde. İnsanın fikirleri ne hızlı değişiyor. ‘Anne olmak bir yolculuk’ ,O yolculukta her gün de büyümeye ,fiziksel olmasa da , zihnen büyümeye devam ediyorsunuz.

Velhasılı kelam ;“İki çocuklu hayat zor mu diyenler ? …Hayır tabi ki zor değil,çünkü çok zor! Yorulmak , yıpranmak ,delirmek , çıldırmak ,bölünmek gibi kelimeler yetersız kalır bence.Direkt huniyi takın kafanıza.Hele bir de yaş aralıkları bizimkiler gibi tamtamına 2 yıl ise. Günlük hayatımız o kadar rutin ki , karbon kağıdı ile çoğaltılabilir cinsten.Gün boyu ortalama 12 * 16 adet arası bez değiştiriyorum , öyle ki bazen küçük adam kaka yaptı mı , dün mü yaptı , yoksa bugün sabahmıydı karıştırıyorum .Her sabah güne 07.30 civarı başlıyoruz.Biri uyusa diğeri ayakta , birinin karnı doyursam , öteki aç .Biri susar, biri ağlar .Küçüğü yatağına bırakırım, büyük kucağıma gelmek ister.Küçük Emmek ister , büyük su ister..Küçük uyur ,büyük oyun ister ..liste uzar uzarrr gider..
Tabiî ki Veryansın etmiycem 2 çocuklu hayattan.Biz iyiyiz böyle .
İkinci hamileliğimi öğrendiğim an kızıma büyük bir haklısız yapacağımı düşünmüştüm. Çünkü o daha küçücük bebekti ve benimle vakit geçirmeye çok ihtiyacı vardı. Hamileliğin özellikle son dönemleri zor olacaktı. Kaldırıp kucağıma alamayacaktım onu. İkinci doğumdan sonra zamanlarım çok bölünecekti, özellikle emzirirken çokça vakit geçireceğimden ona vakit ayıramayacağımdan çok korkmuştum. Birinci ‘henüz çok küçük, yeni bebekle dengesi bozulacak’ diye üzülürken aslında ikinciyi yani ufaklığı ihmal etmişim. İhmal etmek doğru ifade değil belki de; zamanın doğru bölünmesi diyelim. Tüm bu düşünceler benim kafamdaki dünyaymış, o ise çok sanalmış.

Oysa ki anne yüreği esneyebilen bir organ bence, kaç tane çocuğu olursa olsun , onların sevgisine yetecek kadar büyüyebiliyor istinasız…

Hayatıma renk katan varlıklarım ,Kendimi bulmama, anneliğimi anlamama yardımcı olduğunuz için,
bizi tamamladığınız ve aile yaptığınız için ,
Varolduğunuz ve dünyaya gelmek için bizi seçtiğiniz için teşekkür ederim.
Sizinle büyümek çok güzel evlatlar..
Her gün binlerce kez şükrediyorum…

Hoşgeldin Oğul

   Hoşgeldin Oğul ; 

       Hoş geldin ki , yuvamıza yeni bir nefes , yeni bir cennet kokusu getirdin. Sen gelene denk hiç fark etmemişim eksikliğini , yokluğunu .Geldin ve tamamladın .Ne iyi ettin de geldin evlat .iyi ki katıldın aramıza,iyi ki tamamladın bizi, hoş geldin ailene .Hoş geldin yuvana oğul.Sen gelene denk ,baba kişisinden başkasına bu kadar aşkla bakamam sanıyordum .Ama işte sen gelene denk .Sen geldin, annenin bu konuda ki tezini çürüttün.Herkezi doğrular vaziyette oğul , kucağımda sakinleşmen ,anne kokusu ile uyuman,.ne anlatılmaz ne paha biçilemez duygular.Çok şükür ki, 2.kez anne olmayı tattırdın bana .Bu defa daha profesyonelce tabiî ki.Elim ayağım birbirine dolaşmadan ,gayet mantıklı , gayet aklı başında , daha sakin,ama bi o kadar duyarlı bir anne olmayı başaracağım sayende.Annelik kariyerimde level atladım sonuçta , ikinci kez evlat sahibi oldum sayende çok şükür…

Diyeceklerim var elbet sana oğul ..

Hayat boyunca ilk klavuzun ailen olacak bilirim . Örneğin baban olsun dilerim. Sağlam durasın her şey karşısında, eğilmeden ,bükülmeden, boyun eğmeden .”Adam gibi adam “ kavramı çok klişe çok geniş bir kavram olsa da , her şey den önce vicdanlı , dürüst ol oğul .Çalmadan , çırpmadan, haram yemeden , başkasının gözünden bakarak değerlendir hayatı . Mükemmel olma oğul , mutlu ol .Mutlu olacağın biçimde yaşa.Cesaretini kırmasın imkansızlıklar, imkan yarat kendine imkansızlıklar içinde.Doğru dürüst ve vicdanlı olduğun sürece emin ol , yavaş da olsa ağır aksak da olsa tüm yollar tüm sonuçlar senin lehine olacak.Kendine inan .Doğruların olsun ve asla  vazgeçme, pes etme oğul .Bazen kök salarız yaşadığımız yere, ayaklarımızda prangalar takılı misali, izin vermez alışkanlıklarımız hareket etmeye , alışkanlık zincirlerini kır evlat ,Bu hayat senin , ve bir tane hayatın var .ne kadar uzun olacağını da ,kimse bilemez.Kimseyi küçümseme , kimseyi kınama oğul  , kimsenin neyi nasıl yaşayıp bu boyuta geldiğini bilemezsin .Eleştir ama yargılama oğul.Hep oku , okumak her daim iyileştirir özünü ,doldurur seni.Yeni ufuklar, yeni insanlar tanırsın okudukça .Ve dahası dahası..Sayflarca nasihat ve temenni yazabilirim sana , ama ilk günden bu kadar kasmaya gerek yok kanımca.

Oğul ,”Armutcuoğulları”nın en küçük üyesi olarak, ablan Başak Eva ile sağlıklı, mutlu ,huzurlu ömürleriniz olsun dilerim.Kardeş demek ,senin yarın demektir, canın cananın, başının tacı,gönül birliği kurduğun ilk insan , anne karnını dahi paylaşdığın eş ruhun  demektir.Hep yoldaş,hep yol arkadaşı olun birbirinize , hep sahip çıkın , önceliğiniz daima birbiriniz olsun .Benim sancılı günlerimde de , en mutlu anlarımda hep kardeşlerim vardı başucumda .Dilerim sizler hep mutlu anlarda yan yana olursunuz , ve dilerim sancılı ve karanlık günler hiç uğramaz sizlere.
Seyyah kardeşler ; .İki kardeş olarak sırt çantalarınızla kendinizi yollara vurduğunuz günleri görmeyi ümit ediyorum..Ama yinede, siz büyümek için acele etmeyin olur mu ?? Bu zamanlarınızı doya doya yaşamak için fırsat verin bizlere ..

Baba Kişisi ; Eminim sağ kolun olacak oğlun.Omuz omuza, yan yana her şeyin üstesinden gelebilirsiniz birlikte.Sen ayağını her daim sağlam bas yere , çünkü oğlun da peşinden gelecek.Oğlun “boyunu boylasın , soyunu soylasın .! boyuna boy soyuna soy katsın dilerim..

2 yaş sendromu !

   Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba , Anneler ve anne adayları ..

  Bebeğinin , yeni doğan proplemlerinden ,dünyaya uyum sorunlarından, gaz sancılarından ,diş sancılarından , geceleri ateşlenmelerinden , kolik bebek ağlamalarından , sebepsiz yere bütün binayı ayağa kaldırmalarından , yakınan anneler gelin böyle ..Bu yaşadıklarımız buz dağının görünen kısmı ki , işin daha ilerisinde bir de 2 yaş sendromu var ! diğer adı ile özerklik. Dönemi yada Literatürde ki adıyla “Erken ergenlik”, Yani çocukların kendilerinin de bir birey olduklarını ,istediklerini nasıl yaptıracaklarını öğrenmeye başladıkları bir süreç.
   2 yaşında çocuğunuz için , Mantıken ,artık büyüdü bebeklik dönemi bitti ve bize daha kolay uyum sağlar diye düşünüyorsunuz ama , henüz buna hazır değil çünkü o henüz 2 yaşında ! ve korkarım 2 yaş sendromunda.
   Çocuk gelişim uzmanlarına göre , çocukların doğal gelişim sürecinde bir evre bu durum. Belirtileri ise , ben de dahil olmak üzere ,bir konuda hakkında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar gibi , düpedüz şımarık dediğimiz çocukların huyları . Şöyleki ; İnatlaşma , bağırış, çağırış ,yemek yememek için direnme , ne söylersek itiraz , gel kızım diyorsun “gelememmm “yanıtı , yat kızım diyorsun “yatamamm” cevabını şak yapıtştırıyor suratına .Kendini yerlere atma ,seçtiğimiz kıyafeti beğenmememe ,kendine kıyafet seçmek için tüm dolabını alt üst etme ,herşeyin kendisinin istediği şekilde olması için diretme , tepinme ,ne dersek tam tersini yapma.. sanki bu sendromun adı “2 yaş sendromu” değil de,” herşeye hayır “sendromu . Anne * baba çocuğa hayır derse gelişimini olumsuz etkiliyor , ama o bize hayır diyince ,bizim psikoloji sanırsın yerinde sayıyor.Bazen antenlerinden teller fışkırdığını falan düşünüyorum , Bizim küçük ergene laf anlatırken.
Evde tüm oyuncakların dağınık olma şartı var mesela .Hafta sonları mutlu olsun ona sürpriz olsun diye yatağına ,hafta içinden kitap oyuncak vs bırakıyorum . Bizim küçük ergen onlarla sadece 15 dk vakit harcıyor.En son ki macera , ananesinin kilere bıraktığı bir koli yumurtanın tamamı üzerinde zıplamak mesela .Daha öncesi eve gelen misafirin kremini ele geçirip bütün tv ünitesini ve lcd televizyonun tamamını ki , tv  102 ekran !! düşünün ! ve oturma odasının tüm parkesine kremi boca ediyor ,saçı başı yüzü gözü her yer krem ! ve yedin mi kızım diyorum .”yedim “cevabı..Allah ım kızmak istiyorum kızamıyorum gülmekten kendime alıkoyamıyorum…Dilini kontrol ettim ki ,Allah tan yememiş ..tadını beğenmedi sanırım 😛

    Bundan bir hafta önce, yemek masasının üzerinde oturup ,Niloyayı izlemek için abartısız 40 dakika ağladı.Bu kadar ısrarlı olmayı , ağlamak konusunda bu kadar istikrarlı davranmayı nasıl başarıyor inanın bende bilmiyorum .İlgisini başka yere çekeyim diyorum , başka oyuncaklar getiriyorum .Bana mısın demiyor ?? Saçlarını toparlayım diyorum bana öyle bir kafa atıyor ki , 30 m de gol olur . Sanırım kardeşinin biran önce aramıza katılmasını istiyor .öyledir kanımca.kesinlikle.! 
      Ve daha neleri yaşayıp görün ki , gözünüz korkmasın en başından.
Peki ne mi yapmalı 2 yaş sendromunda olduğunu düşündüğünüz bebelerinize ??  Uzmanlara göre şöyle ;
“Çocuğun her yaptığını onaylayacak değiliz.Sadece onun dilinden konuşacağız.
Bu ısrarlı çabaları sizi ne kadar yorsa da , sinirlendirse de tüm bunları bir geçiş dönemi olarak kabul etmek ve bu dönemde her şekilde hazırlıklı olmak zorundasınız .2 yaş zor bir dönem.Ebeveny içinde çocuk içinde sanırım.Sorunun ne olduğunu ebeveynler olarka biz biliyoruz ama küçük ergenler bilmiyor.o içgüdüsel olarak hareket ediyor.Kızmak söylenmek yerine onu anlamaya çalışmak bir çözüm olabilir. Çocuğunuzu bu dönemde uyumsuz ,iyi yetiştirilmemiş yada kötü bir çocuk olarak asla tanımlamayın 3 yaş ve sonrasında size ve koymuş olduğunuz kurallara uyum sağlayabilecek gelişim düzeyine sahip olacaktır.”
    Bunu yapabilen, sabrı yetebilen ,anne babalar varsa buyursun ..hatta ve hatta lütfen beni de yanınıza staja alsın.

Bir Güzel Yunan Adası Samos …

     Samos adası Türkiye’nin batısında, ( Kuşadası ) Dilek Yarımadası karşısında , Dilek Yarımadasına ortalama 2 Km mesafede bulunan Yunan adasıdır.Ada Nüfusu 44.000 civarındadır ve ada halkının geçim kaynağı genel olarak balıkçılık , çiftçilik ve tekne üretimi dir.Ada da gelişmiş  geçim kaynaklarından biri olarak  araç kiralama şirketleri de  gösterilebilir .Bu ada ayrıca dünyaca ünlü matematikçi ve filozof Pythagoras’ın memleketidir. Biz Türkler “Sisam”, Yunanlılar “Samos” diyor bu adaya.
   Samos adası için Schengen vizeniz yoksa eğer kapıda vize almanız gerekir ki buda ,kişi başı  45 Euro .2 Yaş altı içinse 10 Euro .Kapıda vize için gitmek istediğiniz tarihten 2-3 gün önce bir turizm acentesine başvurup istenen evrakları hazırlıyorsunuz, acente sizin için ön vize talep ediyor. Adaya feribotla geçip , gümrükte pasaport kontrolünde polis sizin vizenizi onaylıyor. Alabileceğiniz vize maksimum konaklayacağınız gün kadar olabiliyor.Konaklamayıp günü birlik gidecek iseniz de , günübirlik veriliyormuş .Biz adada konaklayacağımız için vize dosyasına otel confirmelerini de ekledik tabii..
Samos adasına ulaşmak için , Kuşadası Limanda’n , Barel yada Meander firmalarını kullanabilirsiniz.Feribot seferleri Mayıs başı ve Eylül sonu arasında Kuşadasından direkt yapılıyor , Günübirlik gidiş dönüş 40 Euro. Konaklamalı giderseniz bir daha vergi biniyor fiyata, alan vergisi ve gidiş dönüş kişi başı 55 Euro oluyor.Yurt dışı çıkış harç pulunuzu limandan alabiliyorsunuz.Biz biletimizi daha kısa sürede varış hedefleyerek Barel firmasından “www.bareltravel.com” dan , aldık.Çok konforlu bir yolculuk olmasa da ,özellikle benim gibi gebe biri için ,yine de zaman açısından iyiydi.Pek tabii,feribot rüzgardan dolayı çok fazla beni sallayıp içimi dışıma çıkarmasaydı daha iyi olabilirdi.
Tercih ettiğiniz feribot firmasına göre , Kuşadasından ya Vathy Limanı yada Pythagorion Limanı’ varıyorsunuz .Biz Bareltravel ile Pythagorion Limanı’na indik.Feribotuımuz saat 22:00 sularında limana ulaştığından , “www.booking.com” dan satın aldığımız Kouros Bay ‘da ,gece dinlenmek çok iyi geldi bize.Samos adası ufak tefek bir ada olmadığından ,adayı detaylı gezebilmek için araba kiralamak mantıklı .Başka türlü adayı hakkıyla gezmeniz zor.

Sabah kahvaltımızın ardınan başladık adaya keşfe.
İlk gün , ilk durağımız Karlovassi.

Karlovassi, Samos un merkezi Vathi den sonra adanın 2. büyük yerleşim yeri. 35 km lik yol yaklaşık 45 dakika sürüyor.. Keyifli bir yolculuk sonrasında Karlovassi ye vardık. Karlovassi oldukça sakin, hatta liman bölgesi hariç terkedilmiş bir kasaba havasındaydı. Karlovassi de ,gezilebilecek sayısız kilise var.Bazı kiliselere ulaşmak oldukça zor olsa da ,görünen manzara herşeye değer.Ara Sokakları sakin temiz ,havadar..14800281_1029164317206032_801774797_o

14725175_1029168163872314_1421938146_o
Karlovassi de bir kilise.Manzara ya gellll..

Karlovassi den ada merkezine dönerken ;
Manolates,adlı şirin mi şirin köyü kesinlikle görmelisiniz. Manolates köyü gerçekten gezilmeyi hakeden bir yer. oldukça dik ve virajlı bir yolla 15-20 dakikada ulaşılıyor.Ama yolculuk size sıkıcı gelmiyor çünkü ,orman yolu tam masal kitaplarındaki gibi.

Köyün en büyük özelliği seramik atölyeleri. Köyü gezerken neredeyse her köşe başında bir seramik atölyesi görebilirsiniz. Burdan çok güzel hediyelik eşyalar alabilirsiniz.

 

kopyasi-14796238_1029148967207567_1478538006_o
Bu fotoğrafın bir kartpostal olduğunu düşünüyorsanız , fazlasıyla yanılıyorsunuz ..Çünkü burası bir seramik atölyesi.

 

Aynı zamanda köydeki evler de çok şıklar, fotoğraf çekmek isteyenler için güzel kareler yakalanabilir. Köyde oturacak ve yemek yenecek bir kaç güzel yer de var. Biraz yokuşlu ve merdivenli bir yer olmasına rağmen keyifli bir kaç saat geçirmek için güzel bir yer Manolates köyü.Türk gemicilerin bu köyü şirince ile bağdaştırdıkları oluyormuş .Sanırım ikisininin de konumu gereği ulaşımı biraz zor olduğundan benzetiyorlar.

kopyasi-14795778_1029149457207518_745873307_o

kopyasi-14795859_1029149193874211_346944750_o
Bir evin balkonu ..1 M2 var yok ..ama gayet şık..

kopyasi-14787610_1029164397206024_1544084674_okopyasi-14800007_1029148737207590_1860686184_o14799842_1029149563874174_1882643283_o

Burdan sonraki durağımız Kokkari..

Kokkari , size tam olarak , evet ben yunan adasındayım dedirtiyor. Klasik yunan adası konseptinde gezilecek çok güzel sokakları var .Ev yapımı çok güzel  pizzaları ve görselliği zengin  sokakları var .Hediyelik eşya satan dükkanlar pahalı gelse de,yeme içme bizim sahil kentlerine göre daha uygun olduğundan aradaki açığı kapatabiliyorsunuz…

kopyasi-14795731_1029148673874263_2016351401_okopyasi-14725194_1029148837207580_506637654_o14647226_1029149453874185_1088175947_o

 

  Samos da ikinci günümüz için ilk durağımız Posidonion oldu.Tertemiz plajı ile , dinginliği ile sizi kendisine aşık etmeye yetecek bir yer.Tam karşısında Dilek yarımadası var ve vatanımıza bu kadar yakın adaların yabancıların oluşu bize de tuhaf geliyor tabii..Benim gibi kum sevmeyen biriyseniz , sahilde oturup balıkları izlemek keyif verecektir size.Ruhunuzu saran dinginlik son bulmasın istiyorsunuz orada .Bir nevi  meditasyon yapar ,yoga yapar  gibi , kapatın gözlerinizi dalın hayallere..Hayır ben kum ve denizi çok severim derseniz ,yüzmek benim için idealdir diyenler de , beri gelsin , balıklarla birlikte atın kendizi denizlere.

Saatlerce kaldık biz Posidonion da.Tabii bende ,deniz delisi , dalga manyağı bir koca kişisi ve bir balyanak olduğundan onların tercihi suyla oynamaktı.Ben dingiliğin tadını çıkardım saatlerce..

Büyükşehirin kalabalığın dan ,trafiğinden  ,gürültü ve hava kirliliğinden ,insan sesinden kaçanlar için tam 2 gün kalınıp kafa dinlenilesi  bir yer  Posidonion..

kopyasi-14800024_1029147283874402_1588712847_o14799975_1029147290541068_83181887_o

Posidoniondan sonra yine vurduk kendimizi yollara. Samos gezimizin son durağı Pythagorion oldu.

Bence adanın gezmesi en zevkli yeri Pythagorion. Burası hem gece hem gündüz adanın en turistik ve gezilesi yeri. Adanın güneydoğusunda yer alan bu kasabaya hem gündüz hem gece mutlaka gelin. Çok güzel ara sokakları, güzel bir sahil şeridi, alışveriş yapacak harika dükkanları ve yemek yenecek bir çok restoranı olan bir yer Pythagorion. Özellikle hediyelik eşya alacaksanız buradan daha iyi bir yer bulamazsınız.Alışveriş ve hediyelik eşyalar konusunda orijinal şeylere rastlamak mümkün. Buraya özgü alınabilecek en önemli hatıralık “Pisagor bardağı”, yani “Pythogoras’ cup”. Bu bardağı sadece işaretli yere kadar doldurabiliyorsunuz, daha fazla doldurursanız içine koyduğunuz sıvı bardağın altından akmaya başlıyor. Pisagor bu bardağı herkes eşit miktarda şarap içsin, kimse çoğa tamah etmesin diye tasarlamış.

pisagor-bardagi-1
Pisagor Bardağı.

 

Pythagorion’da Limanın sonunda bir de Pisagor heykeli var.

samos-pisagor-heykel
Ünlü matematikçi Pythagora ve pisagor üçgeni.

Dilerseniz kaleye çıkıp , çıkarken de rengarenk ara sokaklarda kaybolun.Renkli kutu gibi evlerin  , her biri,bir sanat eseri olan atölyelerin , yaya yollarına ve beyaz badanalı evlerin duvarlarına çizilmiş  yağlı boya resimlerin her birini hayranlıkla inceledim ben Beyaza ve maviyi tutkunuz varsa bizim gibi,sizinde bu sokaklara hayran kalacağınıza eminim..

kopyasi-14800174_1029147230541074_617792791_okopyasi-14799928_1029140557208408_1430018278_okopyasi-14795849_1029164270539370_211597934_okopyasi-14796121_1029147317207732_1650255947_okopyasi-14787601_1029140617208402_936970829_okopyasi-14725432_1029164370539360_764556022_okopyasi-14786999_1029147300541067_831538847_o14800226_1029147237207740_381049919_o14803137_1029140583875072_1237853100_o14787581_1029140627208401_11623786_o14725304_1029140580541739_1434249030_o

  Yunan Adalarında ,yeme-içme için oturduğumuz hemen her mekanda ücretsiz wi-fi hizmetinin olduğunu belirtmek isterim. Bence özellikle bizim gibi sosyal paylaşım ağlarına meraklı insanlar için çok güzel bir uygulama.. 🙂 

     Biliyorum çok uzattım ama Samos fazlaca içime sinen  bir Yunan adası olduğundan yazacak çok şey var, buranın fazla turistik olmaması, sakin sessiz olması, denizinin muhteşemliği, çok kolay ulaşılması, harika yemeklerinin olması ve buna benzer bir sürü şey bizim favori adamız haline getirdi Samos’u. Size tavsiyem haziran ortası ya da eylülün ilk haftası gibi buraya gelin,4-5 gün kalın, hiç sıkılmadan çok güzel ve keyifli bir tatil yapacaksınız. Süper kafa dinleyip, çok güzel yiyip içip geri döneceksiniz.

    Ayrıca Ağustos ayının ilk ay dönümünde giderseniz Pisagorda tanrıça Hera için yapılan şenliklere katılabilirsiniz.Biz gidemedik tabii .Samos ayrıca  Muskat üzümünün dünyaya yayıldığı yer olması sebebiyle şaraplarının bir çoğu bu üzümden yapılıyor ve Samos şarabı oldukça ünlü.Sizde bizim gibi çocuğunuzla uğraşayım derken , şarap almayı unutup ,eliniz boş dönmeyin oradan.

Böğğğ Geldi !!!

     Böğğğğ Geldi ??
    Kusmak istiyorum artık…
    İnsanların sahte yaşamlarından..Maskelerinden ..Olmayanı var gibi göstermelerinden ..normal hayatta çok mutsuz silik bir karakter iken , Sosyal medya da mutlu ve fenomen olmaya çalışmalarından..
    Genel de bunu sanırım hem cinslerimiz yapıyor .Kocaları tarafından ,rağbet görmeyen , ilgi ve sevgi ile beslenmeyen hatunlar ,sosyal medyada bir mutlu Allah’ım bir prenses bir havalar bir civa lar , görende ejderhaları var sanır.  ..O derece yani .Ama Tuhaf olan şu ki , mutsuzsun , kendini ve çevreni çok mutlu olduğuna ,çok prenses olduğuna inandırmaya çalışıyorsun ,ama gerizekalısın farkında değilsin..Ömrün boyunca kendini kandıracaksın farkında değilsin.O cebinde avuç dolusu para ile , sana sunulan lüks giyim ,lüks yaşam ile sadece mutluyum diye kendini kandırırsın .Başkalarını değil.Çünkü emin olmalısın ki , dışarıdan insanlar senin gerçekten mutlu olup olmadığını anlayacak kadar akıllıdırlar.Toplama zevklerle , sağdan soldan duyumlarla ,başkalarının hayallerini onlardan önce gerçekleştirmekle , bir adım önde olmazsın ..sadece taklit etmiş kopya etmiş olursun .Kocanla çıtayı kaf dağına çıkartan bir aşk yaşıyorsun ya, güyaaa..buna önce kendin inann..sonra ilan et sosyal aleme.sadece senin çocuğunda mükemmel ötesi değil üstelik .Bütün anneler için kendi çocukları vazgeçilmez ve mükemmeldir.Herkezin çocuğu kendine güzel ve kendine özeldir.yani çocuğun ilk b*kunu da paylaşırsan sosyal medya da tam olacak emin olabilirsin.
    Böğğğ geldi artık , anne kız ,baba oğul kombini yapacam diye , deve gibi kadınların tütü giymesinden , minie Mouse lu tacı takmasından , sırf kombin olsun diye zaten balık etli olan kadınların pileli etek giymesinden , yada kızıyla aynı olacak diye şirinlik yapacam diye ,bebek gibi konuşmalarından..Arkadaş herşey yaşında güzel yaa.
Tamam bunları 20 li yaşların başında yapan anne ye gayet yakışırda bize göre değil sanırım.Yaş 35 e doğru giderken , birde bunu 50 yaşlarına yakın insanların yaptığını canladırın gözünüzde ..Wallahi gördüm yaaa..Gözüme batıyor nedem gari.Hem de konsept doğum günü organizasyonu yapmayanı hele hele sosyal medya da paylaşmayanı kürekle dövüyorlar kanımca.Açtığım da ana sayfamda en çok ev hanımların gün fotoğrafları ile çocukların gelişim fotoğraflarını görüyorum.Doğan bir çocuğun tüm gelişimini takip eden biri , sosyal medyadan çocuk gelişim uzmanı olarak mezun olabilir yemin ederim.:P
     Yavv arkadaş sen Ayşe’sin ,Fatma’ sın eyvallah.Kadınsın herşeyden önce.Ama neden illaki öne çıkma stilin “annelik”..X ‘in annesi ,Y ‘nin babası bla bla ..bu nedir yaa..Anne olmadan önce yokmuydun sen ? Annelikden sonra mı varoldun ? önce sen “SEN”olmazsan,kendin olmazsan nasıl bir anne olacaksın..önce kendinsin hatun sen..
      Birbirinin arkasından ağız dolusu konuşup , yanyana gelince can ciğer kuzu sarması olanlardan ,samimiyetsiz samimilerden böğğ geldi..
Malum yaz sezonuyuz artık plajda çekilmiş ayak fotoğrafı görmekten böğğğ geldi..
Plajlardaki kokteyl fotoğraflarından , böğğ geldi..
Birde herkez her an bakımlı yaaa..Uyurken rimel süren var mı aranızda ? Yoksa instagram daki çoğunluk nerde ?? Ahh şu retrica da olmasa inanın bende makyajsız fotoğraf çektirmem .???ama tabii , uyurken de makyajlı fotoğraf çektirmem ..Uyurken nasıl fotoğraf çektirtiyorlar oda ayrı bir ironi sanırım.
      Böğğ geldi artık yaa ..Olanın da olmayanında param yok diye ağlamasından.Asgari ücret alıp , Yaradan’a binlerce şükür edenler var , binlerce lira alıp ,hala ağlayanlar var ..Ve ben bunları gördükçe ağızlarına iki tane geçirip ,haline şükret diyesim geliyor.Kendine acındıran insanlardan nefret ediyorum .Param yok diye diye kendini acındırıp , dilencilik yapanlardan böğğ geldi yeminle..
     Sosyal medya da herkez o kadar mutlu ki , toplu taşıma araçlarında sokaklarda karşılaştığım o mutsuz çoğunluk nerede bilemiyorum .sanırım onların sosyal medya denen mecradan haberleri yok .ondan mutsuzlar.İnsanlarım mutluyuz diye kandıranlardan da böğğ geldi..Tamam benim de ağlarken fotoğrafım yoktur sanal alemde ama ..birde 7 / 24 mutlu olanlar var sanırım ,şebeke sularından kaynaklı ,içine antidepresan kattıkları kanatindeyimmm..
    Böğğ geldi artık .Kopyala yapıştır metinlerden..Okuma oranı en az olan ülkeyiz .Ama herkez filozof herkezin ebedi yönü çok ağır ,bir afilli laflar bir paylaşımlarr..Okunmadık kitaplarla çekilen fotoğraflar.
Sosyal mecra türedi mertlik bozuldu mu bilemem dostlarım ama …sahteliklerde böğğ geldi yeminle.
    Aaaa tabiki bunları yazarken sen de yapmıyormusun sanki ? diye beni eleştirebilirsiniz yargılayabilirsiniz ?hepsine açığım ?ama gerçekten bazı paylaşımları gördükçe böğğğ geliyor artık.
    Kendiniz için yaşayın lütfen arkadaşlar ,eşin ,dostun,eltin görümcen , bacın kardeşin,düşmanın görsün diye değil.O zaman daha mutlu olacaksınız..Cem Yılmaz ‘ın deyimiyle “Mutluluk içimizde” diyorum ,mutlu kalınn diyorum,..